Yazmak, tarifi imkânsız öyle bir şeydir ki; çoğu kez konuşmak için, içini kemiren duyguları paylaşıp bir nebze de olsa senden, yüreğinden çıkmasını istediklerin için ya da ne bileyim belki de bir heyecanın vardır ve sen bunu birileri ile paylaşmak istemişsindir ki onun da senin heyecanına ortak olmasını beklemişsindir.
İşte tüm bunlar ve aklıma gelmeyen duygular için karşında seni anlayan birini hep arzu etmişsindir. Ama çoğu zaman karşında seni anlayacak, senin heyecanını paylaşacak, hayallerini dinleyecek birini bulamamışsındır.
Hedeflerini, gelecekte yapmak istediklerini anlatsan büyük bir heyecanla “ya çok hayalperestsindir onun gözünde” ya da 'Dünya'yı sen mi kurtaracaksın' ifadesi bürünür yüzüne.
Mesela başlarsın vicdanını rahatsız eden, içini kemiren bir olayı anlatmaya. Ya hatalı sensindir, ya da 'boş ver takma' umursamaz sözlerindedir seni dinlemeyişi.
Peki, yazmak öyle midir? Yazarken karşında biri varmış da onunla konuşuyormuşsun gibi yazıyorsun ama tek farkla karşındaki kişi seni dinliyor.. Ne “yeter artık sus” diyor, ne seni yargılıyor, ne de hayallerini önüne çit örüyor.
Özgürsün, İçindeki duyguları, fikirleri, düşünceleri yaz yazabildiğin kadar.