Kenan GÜL


Uygarlık Maskesi Altında İnsan Eti Epstein Düzeni ve İlahi Ölçü

Epstein dosyaları kapatılabilir, belgeler karartılabilir. Ama hakikat değişmez. İnsanlığı koruyacak olan tek ölçü, ilahi ölçüdür.


Dünya bugün, çocuklara işkence eden, onlara tecavüz eden, onları birer nesneye dönüştüren sapık elitlerin ifşa olan gerçek yüzleriyle sarsılıyor. Yıllardır “uygarlık”, “medeniyet” ve “çağdaşlık” diye pazarlanan Batı’nın, aslında neyin üzerine inşa edildiği artık gizlenemiyor. Jeffrey Epstein dosyası bir istisna değil; çürümüş bir düzenin itirafıdır.

Bu düzen; sanatla, akademiyle, sermayeyle, ideolojiyle ve diplomasiyle parlatılmış bir karanlıktır. Dillerinden düşürmedikleri hukuk ve demokrasi ise, güçlüleri koruyan bir kalkan olmaktan öteye geçememiştir. Soruyorum  Bu pedofiliye, bu işkenceye, bu insanlık dışı barbarlığa kim gerçekten itiraz edebilmiştir? Nerede her meselede ahkâm kesen sanatçılar, entelektüeller, sözde vicdan sahipleri? Susuyorlar. Çünkü paraları kesilir, konforları bozulur, sistem dışına itilirler. Cesaret edemezler.

Batılılar ve Batıcılar neye şaşırıyor? Epstein’e mi? Hayır. Epstein’in tek “hatası” bunu gizli yapmasıydı. Herkes biliyordu. Onlar için mesele çocukların avlanması değil, bunun şantaj aracı hâline gelmesiydi. Batı’da haz için her yol mubahtır; mübah olmayan tek şey, o hazdan yalnızca elitlerin faydalanmamasıdır. Modernizm kötülükten şikâyet etmez; kötülükten doğan zevkten pay alamamaktan şikâyet eder.

Peki Suriye’de, Irak’ta, hapishanelerde yaşananlar neden dünyayı ayağa kaldırmadı? Tecavüzden hamile bırakılan kadınlar, parçalanan çocuk bedenleri, diri diri yakılan masumlar… Altı yaşındaki bir çocuğun “Korkuyorum” çığlığı neden küresel bir isyana dönüşmedi? Çünkü Batı için bunlar yalnızca istatistiktir. İnsan değil, rakamdır.

2009 yılında elit bir partiye katıldığını söyleyen Gabriela Rico Jiménez, bir otelin önünde sinir krizi geçirip “Katiller burada, insan eti yiyorlar!” diye bağırdığında ne oldu? Gözaltına alındı, “şizofren” ilan edildi ve ardından kayboldu. On beş yıldır ne bir ölüm kaydı var ne de yaşadığına dair bir iz. Bugün yayımlanan Epstein belgeleri, Gabriela’nın çığlıklarını yeniden hatırlatıyor.

Prens Andrew’un Epstein dosyalarında adının geçmesi üzerine apar topar sistem dışına itilmesi de tesadüf değil. Çünkü mesele bireysel suçlar değil; sistemin kendisi. Karayipler’deki ada dışarıdan cennet gibi görünüyordu ama orada deniz değil, sessizlik vardı. El konulan pasaportlar, kilitli odalar, kamerasız alanlar, eksik yolcu listeleri… Ve sonunda “çalışmayan kameralar” eşliğinde gelen bir “intihar” açıklaması.

Asıl soru şudur: Epstein konuşsaydı kimlerin hayatı karanlığa çıkacaktı?

Bu tablo karşısında artık şunu kabul etmek zorundayız. Beşer eliyle kurulan hiçbir sistem, insanı gerçekten koruyamamaktadır. Gücün ve paranın dokunulmazlık kazandığı her düzen, eninde sonunda çocuğu da, kadını da, erkeği de öğütür.

İslam ise insanı, özellikle de çocuğu mutlak dokunulmaz kabul eder. Kur’an-ı Kerim’de,
“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ, 32) buyrularak yalnızca suç değil, suça götüren tüm yollar da kapatılmıştır. Batı hukuku suçtan sonra konuşur; İslam kötülük doğmadan tedbir alır.

Şeriat; iddia edildiği gibi bir korku rejimi değil, insan fıtratını esas alan ilahi bir nizamdır. Güçlüyü sınırlayan, zayıfı koruyan, nefsi değil adaleti merkeze alan bir sistemdir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz” buyruğu, bu sorumluluğun temelidir.

Eğer yeryüzünde Allah’ın şer’î hükümleriyle işleyen bir adalet nizamı olsaydı, Epstein gibi dosyalar sistematik hâle gelemezdi. Çünkü ilahi ölçü, suçu örtmeye değil; kötülüğü kökünden kurutmaya dayanır.

Epstein dosyaları kapatılabilir, belgeler karartılabilir. Ama hakikat değişmez. İnsanlığı koruyacak olan tek ölçü, ilahi ölçüdür.
Çünkü sınır, insanın onuru içindir.
Yasak, hayatı muhafaza içindir.
Ve adalet, yalnızca güçlüler için değil, herkes içindir.