Ayşe ŞAHİNOĞLU


Temizlik mi, Titizlik mi, Hastalık mı, Yoksa Huzur mu?

Temizlik mi, Titizlik mi, Hastalık mı, Yoksa Huzur mu?


Müzeye çevrilen, dolapları tarihi eserlerle doldurulmuş, her temizlikte temiz olmasına rağmen defalarca çeşit çeşit temizlik ürünleriyle temizlenen, kapıları kilitli, anahtarı sorana 'bilmiyorum' cevabı verilen, halk arasında misafir odası diye tabir edilen ve sadece misafir gelince kapısı açılan, çoğu zaman da şöyle diğer odaya geçelim orası kirlenmesin cümleleri kurulan, başka zaman girilmesi yasak olan odalar.. 

Halbuki her sohbet esnasında konuşulur, 'Artık misafir yok, gidiş geliş yok, komşu komşuyu tanımaz oldu' gibi hayıflanılan cümleler.

Peki madem misafir yok, bu yasak neden? Hele ki temizliğin o ilk haftaları yok mu, tamamen bir kaos. 'Daha yeni temizledim orayı elleme, buraya dokunma' Resmen parmak üzerinde yürütülüyor ev halkı. Eşyalara yapılan hizmeti, kişi kendisine eşine çocuklarına yapsa, eminim ki daha huzurlu bir ortam olur evde.

Titizlik ve temizlik mi, temizlik hastalığı mı, desinler mi, aile huzuru mu?

Biz hangisini tercih ediyoruz bir soralım kendimize. Belki de desinler diyedir bütün bunlar. Başkaları için kendi rahatımızdan mı vazgeçiyoruz acaba? Başkaları için aile huzurumuzu mu bozuyoruz acaba? Bir soralım kendimize.

Vazgeçelim artık şu taşa betona eşyaya yapılan aşırı hizmetten. Kişinin evi onun mahremiyetidir. Rahat edebileceği, rahat davranabileceği tek yerdir orası.

Şöyle çayı kahveyi alıp evin en güzel köşesinde, mesela misafir odasının baş köşesindeki koltuğa oturup, bir de kitap alıp okusak, ya da muhabbet etsek ev halkıyla..

Huzurlu olmaz mı?