HAVAR!..
HAVAR!...
HAVAR.....
Kürt Halkının İman Kalesi Van ve Kapımızdaki Yapay Fitne:
BİZLER KİMİN TORUNLARIYIZ?
Anadolu’nun ve serhat boylarının aziz, dindar ve kadim Şafii Kürt halkı;
Yüzyıllardır bu toprakları imanla, haya ile, medreselerimizin berrak fıkıh ilmiyle ve Ehl-i Sünnet’in sarsılmaz akidesiyle mayalayan kardeşlerim…
Bizler, bu şehrin en çetin kışlarında bile ailemizin namusunu, evlatlarımızın iffetini ve din-i İslam’ın izzetini canımız pahasına korumuş bir milletiz.
Ne devletin geçmişteki seküler kemalist asimilasyon tornaları ne de kürtlük kılıfıyla içimizde yuvalanmış beşeri ideolojiler, bizim göğsümüzdeki o sarsılmaz iman çimentosunu söküp atamadı.
Sulhta hayır vardır emri mucibince şimdiye kadar destekledik hatta sustuk sustuk ki insanımız bu iklimin sıcaklığını yüreğinde hissetsin.
Fakat bugün, kapımıza sinsice yanaşan, ruhumuzu ve evlatlarımızı hedef alan yepyeni, iki yüzlü bir kuşatmayla karşı karşıya karşıya kaldığımızı görünce durma ve susma zamanı değil diyerek kurulmak istenen tuzağı yazmak istiyorum
Dün, bağrında tarih boyu tek bir yerli Alevi/Kızılbaş nüfusu barındırmayan, camileri ve medreseleriyle Ehl-i Sünnet’in kalesi olan Van’ımızda, güya "Demokratik Alevi Derneği" adı altında bir şube açtılar. Sokaklarında semah dönülmeyen, köylerinde deyiş söylenmeyen bir Şafii kentine, durup dururken bu tabelayı asanların niyetini görmemek için kör, duymamak için sağır olmak gerekir. Bu derneğin derdi ne Aleviliktir ne de inanç özgürlüğüdür.Tarih boyu ve bugün hiçbir yerli Alevi/Kızılbaş nüfusu barındırmayan saf Şafii bir serhat şehri olan Van’da böyle bir yapının kurulması, siyasi literatürdeki tam karşılığıyla "yapay yapılar üzerinden zemin işgal etme" operasyonudur.
Bu derneğin kuruluş amacı, Van'daki hayali Alevi vatandaşların haklarını korumak değildir. Bu, PKK ve DEM Parti hattının sıklıkla başvurduğu "HDK (Halkların Demokratik Kongresi) modelinin" taşraya dayatılmasıdır. Örgüt, tek bir etnik kimlikle uluslararası alanda aradığı meşruiyeti tam yakalayamadığını hissettiği an; yanına "ezilen inançlar", "marjinal gruplar" ve "farklı kimlikler" süsü ekler.
Van'da DAD şubesi açarak Batı dünyasına ve küresel fon odaklarına şu mesajı satıyorlar: "Bakın biz homojen, baskıcı bir Kürt hareketi değiliz; Van gibi muhafazakar bir yerde bile çok renkliliği, Aleviliği savunuyoruz." Yani dindar Van halkı, küresel bir PR kampanyasına alet edilmek istenmektedir.
Şeyh Said ile Seyid Rıza’yı "Yapay Olarak" Aynı Potada Eritme Kurnazlığı
Açıklamalarda kullanılan dillere dikkat ettiğimizde, örgütün asırlık bir çelişkiyi nasıl yapay şekilde yamamaya çalıştığını net olarak görüyoruz. Açılış konuşmalarında ısrarla "Şeyh Said ve Seyid Rıza’nın torunları bir arada mücadele ediyor" tezi işlenmektedir.
Bu söylem, dindar-Şafii Kürtlerin tarihsel sembolü olan Şeyh Said ile Alevi-Kızılbaş sembol olan Seyid Rıza'yı yapay bir "seküler ittifakta" birleştirme kurnazlığıdır.
Şeyh Said'in İslam ahlakı, şeriat bilinci ve Şafii hassasiyeti nerede; PKK'nın dinden uzak, LGBT destekçisi, marjinal postmodern ajandası nerede? Örgüt, dindar Şafii Kürt halkının Şeyh Said'e olan hürmetini suistimal ederek, onların önüne Alevi-Kızılbaş elitlerin hazırladığı seküler-sol bir ideoloji tepsisi koymaktadır.
Şafii Kürtleri kendi dini hafızalarıyla vurup, onları kendi kimliklerine tamamen yabancı bir yapıya entegre etmeye çalışıyorlar.
Kürdün inanç geleneği, bu dernek çatısı altında tamamen Marksist-Kolektivist bir "toplum modeli" üretmek için aparat haline getirilmiştir. İnancın içi boşaltılmış, yerine tamamen seküler devlet karşıtlığı ve örgütsel taban genişletme hedefi konmuştur. Van'da bu derneğin kurulması, Ehl-i Sünnet bilincini parçalamak için şehre yerleştirilen yapay bir ideolojik mayadır.
Şafii Kürdün Başına "Kızılbaş Liderliği" Oturtmanın Psikolojik Harb tabelası bu dernekle Van sokaklarına resmen asılmıştır. Nüfusu Şafii olan bir kente, inançsal ve felsefi kökleri tamamen farklı, üstelik sekülerleşmiş bir Alevi derneği eliyle "barışın ve demokrasinin öznesi biziz" diye halka yön çizilmeye çalışılıyor
Komünal Demokrasi" Maskesi Altında Klasik PKK Ajandası
Açılış metinlerinde geçen "Yeni demokratik bir Cumhuriyet için komünal demokrasi gerekiyor, biz zaten komünaliz" ifadeleri, Abdullah Öcalan'ın cezaevinde yazdığı "Demokratik Konfederalizm" tezinin birebir argo ve siyasi tercümesidir
Bu, Kürt halkının başına musallat edilen malum siyasi aklın, küresel efendilerine şirin görünmek için açtığı ideolojik, teolojik bir tiyatro sahnesidir!
Açılışlarda, meydanlarda utanmadan, sıkılmadan bir yalanı fısıldıyorlar kulaklarımıza: "Bizler Şeyh Said ile Seyid Rıza’nın torunlarıyız" diyorlar.
Yalan! Bin kere yalan!
Şeyh Said Efendi’nin kıyamı, Allah’ın şeriatı, İslam’ın ahlakı ve ümmetin namusu içindi. Bugün Şeyh Said’in aziz hatırasını maske yapanlar, Brüksel’den, Paris’ten aldıkları fonlarla, Batı’nın o azgın, kokuşmuş, Lut kavmini aratmayan LGBT propagandasını bu dindar halkın çocuklarına "özgürlük" diye dayatanların ta kendileridir!
Bakınız, ömrünün en verimli yıllarını Van medreselerinde geçirmiş, bu coğrafyanın ruhunu çok iyi bilen Bediüzzaman Said Nursi, onlarca yıl öncesinden tam da bugün Van sokaklarında tezgahlanan bu sinsi tehlikeyi görerek ne diyordu:
"Bir Müslüman elden çıksa, hristiyan olmaz; itikadsız, mutassıp bir anarşist olur, hayata zararlı bir zehir kesilir. Çünkü İslamiyet’in bağından çıkan, hiçbir bağa girmez.
İşte bugün kapımıza dayatılan tam olarak budur! Dindar Şafii Kürt çocuklarını İslam’ın ahlak bağından koparanlar, onları Hristiyan ya da Yahudi yapmıyorlar; doğrudan ahlaksızlığın, inançsızlığın,
LGBT seviciliğinin ve kendi toplumuna yabancılaşmış kör bir anarşizmin kucağına itiyorlar. Kürt gençlerini kendi iffetli köklerinden koparıp hayata zararlı birer zehir haline getirmek istiyorlar.
Yine aynı Said Nursi, dış mihrakların ve içerideki uşaklarının bu etnik fitneyle bizi birbirimize düşürmek isteyeceğini görerek reçeteyi tek bir cümleyle asırlarca silinmeyecek şekilde mühürlemişti:
“Azametli, bahtsız bir kıtanın; şanlı, talihsiz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi; İttihad-ı İslam'dır.”
Soruyorum size ey Şafii Kürt halkı: Şeyh Said Efendi, evlatlarımızın iffeti çiğnensin, Lut kavminin ahlaksızlığı sokaklarımızda bayrak yapılsın diye mi sehpaya yürüdü? Bizim medreselerimiz, canı pahasına mağaralarda sarf, nahiv ve fıkıh okutan o cefakar seydalarımız, bugün sahte dernekler eliyle Ehl-i Sünnet akidesi içeriden çürütülsün diye mi bu dini ayakta tuttu?
Bizi kandıramazsınız! Etnik kimliğimizin yaralarını istismar ederek, dindar Kürt halkının önüne marjinal, inançsız ve seküler bir sol elitlerin hazırladığı sapkınlık tepsisini koyamazsınız. Van’da açtığınız o yapay dernekler de, ekranlarda savunduğunuz o LGBT seviciliği de bu halkın bağrından söküp atamadığınız İslam ahlakına çarparak darmadağın olacaktır.
Van’ın bağrında tüten o sivil halk ve kültürümüzün yaşıyıcısı medreseler, sokaklarımızı adımlayan zulmün dik alasının yaşandığı yıllarda ahi Kürtçe İslami tedrisattan vazgeçmeyen hamiyetli, şerefli ve dürüst melalarımız ve aile bağlarına namusuyla bağlı olan asil aşiretlerimiz, sizin bu küresel toplum mühendisliğinize asla geçit vermeyecektir.
Ey aziz milletim!
Ey dindar kardeşlerim;
Gözümüzü açalım. Bizi kendi kültürümüzden, moral değerlerinden ve tarihimizden, Selahaddin Eyyubi’nin, Melaye Ceziri’nin, Ehmede Xani’nin o temiz Ehl-i Sünnet itikadından koparmak istiyorlar.
Van halkı, Batı’nın sömürgeci fonlarıyla beslenen lgbtci livatacılarla, guneklerle, sinsi Şia yayılmacılığına ya da modernist Ehl-i Sünnet düşmanlarına alet edilecek, ahlakı yozlaştırılacak bir laboratuvar faresi değildir.
Düşmanı maskesiyle, sinsiliğiyle tanıyalım. Evlatlarımızı bu sahte barış, sahte demokrasi ve yapay inanç derneklerinin tuzaklarından koruyalım.
Bizler, küresel şer odaklarının değil; sadece ve sadece Allah’ın kulu, Resulullah’ın (s.a.v.) ümmeti ve İslam ahlakının torunlarıyız

