Son yıllarda Türkiye kamuoyunda “Kurancılar” ya da “Kur’an Müslümanlığı” adıyla anılan bir akım yeniden gündeme taşınıyor. Tartışma yeni gibi sunulsa da mesele, İslam’ın temel kaynakları konusundaki kadim bir gerilimi yeniden ısıtmaktan ibaret. Ancak tarih, bu iddiaların sanıldığı kadar “ilkeli” ya da “sahih” olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Öncelikle şu tespiti yapmak gerekir: Bütün Müslümanlar Kur’an Müslümanıdır. Buradaki sorun, Kur’an’ı merkeze almak değil; Kur’an’ı Peygamber’den, Sünnet’ten ve İslam ilim geleneğinden koparmaya çalışmaktır.
Tarihte Var mıydı?
Bu akımın savunucuları çoğu zaman kendilerini “ilk dönem saflığına dönüş” iddiasıyla takdim eder. Oysa tarihsel gerçeklik bunun tam tersini söyler. Ne Hz. Peygamber (a.s.m.) döneminde, ne sahabe, ne tabiîn ne de tebe-i tabiîn dönemlerinde “Kur’an bize yeter, sünnete gerek yok” diyen bir anlayış vardır.
Bu düşüncenin sistematik şekilde ilk kez ortaya çıkışı 19. yüzyıl sonlarına, İngiliz işgali altındaki Hindistan’a dayanır. Akımın öncüsü, bir İslam âlimi değil; daha çok düşünür ve eğitimci kimliğiyle bilinen, İngilizlerden “Sir” unvanı almış Seyyid Ahmed Han’dır. Aynı isim, politik olarak da “iki devlet teorisinin babası” olarak anılır.
Seyyid Ahmed Han’ın başlattığı bu yaklaşım, seküler bir zeminde ve İngiliz himayesinde şekillenmiştir. Temel iddia basittir:
“Kur’an var, Kur’an bize yeter. Hadislere ve sünnete gerek yok.”
Bu düşünce zamanla Mısır’a, oradan da farklı coğrafyalara yayılmıştır.
Kelime Oyunu ve Büyük Yanılsama
“Kur’an Allah tarafından bütün insanlığa indirilmedi mi? O halde herkes Kur’an’ı doğrudan anlayabilir” iddiası, ilk bakışta masum gibi görünür. Ancak bu, ustaca yapılmış bir kelime oyunudur.
Evet, Kur’an bütün insanlık için indirilmiştir. Ama Kur’an’ın ilk ve asıl muhatabı Allah Resulü’dür (a.s.m.). Vahiy O’na gelmiş, O yaşamış, O uygulamış ve O öğretmiştir. Hiç kimse, Kur’an’ı Cebrail’den (a.s.) alan Peygamber’den (a.s.m.) daha iyi bilemez.
Hz. Âişe’nin (r.a.) meşhur ifadesi bu hakikati özetler:
“Onun ahlakı Kur’an’dı.”
Yani Allah Resulü, Kur’an’ın yaşayan, yürüyen, hayata geçirilmiş halidir.
Sünnet Olmadan İslam Yaşanır mı?
Soruyu net soralım: Sünnet olmadan İslam yaşanabilir mi?
Cevap nettir: Hayır.
Kur’an namazı emreder; ama kaç vakit, kaç rekat, nasıl kılınacağını detaylandırmaz.
Kur’an zekâtı emreder; ama nisabını, oranını, hangi mallardan verileceğini açıklamaz.
Kur’an haccı emreder; ama menasikini ayrıntılarıyla anlatmaz.
Peki bunları nereden öğreniyoruz?
Bizzat Allah Resulü’nden (a.s.m.).
O sadece bir “postacı” değildir. O, vahyi alan, açıklayan ve uygulayan muallimdir. Dini hükümleri Cebrail’den öğrenmiş, ümmetine öğretmiştir.
Kur’an Ne Diyor?
İronik olan şu: Sünneti reddedenler, Kur’an’a da aykırı davranmaktadır. Çünkü Kur’an açıkça Peygamber’e itaati emreder:
“Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun…” (Âl-i İmrân 31)
“Allah’a itaat edin, Resûl’e de itaat edin.” (Nisâ 59)
“Kim Peygamber’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ 80)
“Resûl size ne verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan kaçının.” (Haşr 7)
Bu ayetler ortadayken, “sadece Kur’an” iddiası kendi içinde çelişkilidir.
“Hadisler 200 Yıl Sonra Yazıldı” Masalı
En sık tekrar edilen iddialardan biri de hadislerin güvenilmez olduğu, çünkü “200 yıl sonra yazıldığı”dır. Bu, tarih bilgisinden yoksun bir safsatadır.
Abdullah bin Amr, Peygamber’den (a.s.m.) yazma izni almış ve Sahîfetü’s-Sâdıka adlı hadis mecmuasını oluşturmuştur.
Hz. Ali’nin (r.a.) diyet ve kısas hükümlerini içeren sahifesi vardır.
Hammam bin Münebbih’in, Ebu Hureyre’den rivayet ettiği ve bugün elimizde bulunan 138 hadislik sahifesi mevcuttur.
Hadislerin resmî olarak toplanması ise, Peygamber’den yaklaşık 100 yıl sonra, sahabeleri görmüş olan Ömer bin Abdülaziz döneminde başlamıştır.
İmam Buhârî’nin 600 bin rivayeti tek tek incelemesi, hadis ilminin ne kadar titiz bir disiplin olduğunu göstermeye yeter.
Doğrusu
“Kur’an bize yeter” söylemi, İslam’ın ilim geleneğini, metodolojisini ve tarihsel birikimini yok sayan bir yaklaşımdır. Sonuç ise kaçınılmazdır: herkesin kendine göre bir İslam üretmesi, yani dinde anarşi.
Bir beyin cerrahisi kitabı okuyarak ameliyat yapılamadığı gibi, Arapça bilmeden, usûl eğitimi almadan, sadece meal okuyarak din inşa edilemez.
İslam, Kur’an ve Sünnet’in ayrılmaz bütünlüğüyle yaşanır.
Ve bu hakikat, 14 asırlık İslam ilim geleneğinin ortak kabulüdür.

