Kenan GÜL


Ateistlerin Defin Meselesi ve çelişkiler

Türkiye gibi farklı inanç gruplarının bir arada yaşadığı bir ülkede, herkesin inancına ve tercihlerine uygun şekilde gömülmesi, adaletin ve insan haklarının bir gereğidir.


Son yıllarda Türkiye’de ateist bireylerin oranında artış olduğu gözlemlenmekte. KONDA’nın 2022 yılında yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de kendisini ateist olarak tanımlayanların oranı %7 civarında. Bu ciddi bir oran ve beraberinde bazı toplumsal tartışmaları da getirmekte. Özellikle defin işlemleri konusunda farklı inanç mensuplarının tercihleri, kamu düzeni açısından da ele alınması gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor.

Son günlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşanan bir olay, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Sanatçı Volkan Konak’ın sahnede hayatını kaybetmesi sonrasında, onun daha önce dine yönelik eleştirileri gündeme getirildi ve Müslüman cenaze ritüelleriyle uğurlanmasının doğru olup olmadığı tartışma konusu oldu.

İslam inancına göre, bir kişinin öldükten sonra hangi şartlarda defin edilmesi gerektiği belirli kurallara bağlanmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun fetvalarına göre, bir kimse kendisini Müslüman olarak görmüyorsa, onun Müslüman mezarlıklarına defnedilmesi uygun değildir. Hatta, İslam peygamberi Hz. Muhammed’in münafıkların cenaze namazını kılmaktan kaçındığı, onların affı için dua etmeyeceğine dair ayetler nazil olduğu bilinmektedir. (Tevbe Suresi, 9/84).

Bu bağlamda, Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtildiği üzere, inkâr üzere ölen kimseler için af dilemenin ve onlara rahmet okumanın uygun olmadığı bildirilmektedir: “Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, –yakınları da olsalar– Allah’a ortak koşanlar için af dilemek, ne Peygambere ne de müminlere yaraşır.” (Tevbe, 9/113). Ayrıca, Hz. Peygamber’in (s.a.s.), münafıkların başı sayılan Abdullah b. Übey b. Selûl’ün cenaze namazını kıldığı, ancak ardından “Asla onlardan ölen birinin namazını kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.” (Tevbe, 9/84) mealindeki âyetin nazil olduğu bilinmektedir.

Dolayısıyla, bu noktada devletin bir düzenleme yapması kaçınılmaz hale gelmiştir. Türkiye’de mevcut sistemde herkesin Müslüman mezarlıklarına defnedilmesi uygulaması devam etmektedir. Ancak, kendisini Müslüman olarak tanımlamayan bireyler için ayrı mezarlıkların tahsis edilmesi, toplumsal barış ve bireysel inanç özgürlüğü açısından önemli bir adım olabilir. Diyanet İşleri Başkanlığı, bu konuda fetvasında açık bir şekilde, gayrimüslim ya da ateist olarak ölen kimselerin Müslüman usullerine göre defnedilmemesi gerektiğini ifade etmektedir.

Bu noktada, bireylerin vasiyetlerine saygı duyulması gerektiğini de unutmamak gerekir. Eğer bir kişi öldüğünde yakılmak ya da farklı bir inanç doğrultusunda gömülmek istiyorsa, bu talep yerine getirilmelidir. Kendi inancına uygun şekilde defnedilmek isteyen bir kişinin, Müslüman cenaze ritüelleriyle uğurlanması, hem onun inançsızlık tercihiyle çelişir hem de dini hassasiyeti yüksek bireyleri rahatsız eder.

Neticede, bu meseleye sağduyu ile yaklaşmak gerekir. Devlet, herkesin inancına göre defin işlemlerini gerçekleştirebileceği bir düzenleme yapmalı ve bunun alt yapısını oluşturmalıdır. Böylelikle, ne Müslüman bireylerin hassasiyetleri zedelenir ne de farklı inanç ya da inançsızlık sahibi bireylerin hakları ihlal edilir.

Toplumsal huzurun sağlanması, bireylerin inançlarına saygı duyan ve aynı zamanda ortak yaşam alanlarını düzenleyen yasal çerçevelerin oluşturulmasıyla mümkündür. Türkiye gibi farklı inanç gruplarının bir arada yaşadığı bir ülkede, herkesin inancına ve tercihlerine uygun şekilde gömülmesi, adaletin ve insan haklarının bir gereğidir.