ABD ve İsrail'in İran'a yönelik "kafayı kopar ve felç et" stratejisi, Tahran'ın sert direnişi ve küresel ekonomiyi rehin alan hamleleri karşısında tutmadı. Savaşın maliyeti katlanırken, Avrupa'dan beklenen destek gelmedi.**
ABD ve İsrail'in İran ile savaşında ilk hafta geride kaldı. İran'ın dini lideri ve üst düzey komuta kademesini hedef alarak kısa sürede sonuç almayı planlayan Washington yönetimi, ummadığı bir dirençle karşılaştı. İran'ın mobil füze sistemleriyle karşılık vermesi ve Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatması, çatışmayı ucu açık ve maliyetli bir yıpratma savaşına dönüştürdü.
İran'ın Beklenmedik Stratejisi: Mobil Füze Yağmuru ve Hürmüz Hamlesi
Planlanan "şok ve dehşet" senaryosunun aksine, İran savunmada kalmadı. Ülke geneline yayılan mobil fırlatıcılarla ABD üslerini ve İsrail hedeflerini uzun menzilli füze yağmuruna tutan Tahran yönetimi, cepheyi genişleterek hedef dağıttı. Daha da kritik olan, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolü fiilen ele geçirerek küresel petrol ticaretini ve dolayısıyla ekonomiyi rehin alması oldu. Körfez'de bir petrol tankerinin İHA saldırısıyla vurulması, gerilimi tırmandırdı. Bu hamle, Washington'u Rus petrolüne yönelik yaptırımları gevşetmeyi tartışır hale getirdi.
ABD-İsrail İttifakının Ağır Maliyet ve Kayıpları
Çatışmaların ilk haftası, ittifak için beklenmedik kayıplarla dolu geçti. İsrail'in en gelişmiş insansız hava araçlarından Hermes 900, İran topraklarında düşürüldü. ABD, milyarlarca dolarlık askeri teçhizat kaybetti. Birim maliyeti 2-4 milyon dolar olan hava savunma füzelerinin yoğun kullanımı, maliyetleri katladı. Bu durum, Başkan Donald Trump yönetimini Kongre'yi atlayarak "acil durum" yetkisiyle hareket etmeye zorladı. İsrail'e önce 151,8 milyon dolarlık, ardından da 2 milyar dolarlık ek mühimmat satışı onaylandı.
Süre Uzuyor, Hedefler Büyüyor: Üçüncü Uçak Gemisi Yolda
Başlangıçta dört haftada zafer ilan etmeyi planlayan Trump, süreyi altı haftaya çıkardı. Beyaz Saray, bölgedeki askeri varlığı güçlendirmek için üçüncü bir uçak gemisi olan USS George H.W. Bush'u Orta Doğu'ya sevk etme kararı aldı. Bu hamle, çatışmanın kontrolden çıkma ve daha da büyüme riskini gözler önüne seriyor.
Gizli Rapor: "Rejimi Devirmek Mümkün Gözükmüyor"
Washington Post gazetesinin yayımladığı iddiaya göre, ABD Ulusal İstihbarat Konseyi'nin hazırladığı gizli bir raporda çarpıcı ifadeler yer alıyor. Raporda, "İran'a yönelik gerçekleştirilecek daha büyük ölçekli saldırılarla bile rejimi devirmek muhtemel gözükmüyor" denildiği ve ülke parçalansa dahi kontrolün ele geçirilemeyeceği aktarılıyor. Bu değerlendirme, ABD stratejisinin temel varsayımlarını sorgulatıyor.
Avrupa'dan Beklenen Destek Gelmedi
ABD'nin Orta Doğu müdahalelerinde genellikle yanında yer alan Avrupa ülkeleri, bu sefer mesafeli durdu. İttifakın en büyük diplomatik kayıplarından biri olan bu durum, anketlerle de desteklendi. İspanyolların %68'i, Almanların %58'i ve İtalyanların %56'sı savaşa karşı olduklarını beyan etti. Avrupa'nın bu tutumu, ABD'nin uluslararası meşruiyet arayışını zora sokuyor.
Trump'tan Zafer İlanı, İran'dan Farklı Sinyaller
Tarafların kamuoyuna yansıyan açıklamaları, durumun farklı yorumlandığını gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın komşu ülkelerden özür dilemesine atıfta bulunarak, "Ağır darbeler aldılar ve teslim oldular. İran artık 'Orta Doğu'nun kabadayısı' değil, aksine kaybedenidir" ifadelerini kullandı. Ancak İran'ın sahada gösterdiği direniş ve küresel ekonomi üzerindeki baskı kapasitesi, bu "zafer" iddiasını tartışmalı hale getiriyor.
İran'a yönelik operasyon, ABD-İsrail için planlandığı gibi gitmiyor. İran'ın asimetrik ve yıpratma taktikleri, ittifakı maliyetli ve belirsiz bir sürecin içine çekmiş durumda. Avrupa'nın desteğinden yoksun, gizli raporlarla hedefleri sorgulanan ve küresel bir ekonomik kriz riskiyle karşı karşıya kalan Washington yönetimi, İran çıkmazında yeni bir strateji arayışına girebilir.